Bildiğiniz gibi 20. Ağustos 2006 Pazarı 21 Ağustos 2006 Pazartesiye bağlayan gece Miraç Kandilidir. Miraç, Hz. Muhammed’in bir Mekke’den Kudüs’e gitmesi ve oradan da Burak adı verilen bir binekle göklere, yani Allah’a yükselmesi olmak üzere iki aşamadan meydana gelmiştir. Birincisine Esra, ikincisine de Miraç denir. Esra hadisesi hakkında Kur’an’da açıklama olmasına rağmen, Miraç hadisesi hakkında herhangi bir beyan yoktur.
İsra suresi olarak bilinen sure, bu Esra hadisesini beyan ederek başlar: “Bir gece, kendisine ayetlerimizden (delillerimizden) bir kısmını gösterelim diye kulu (Muhammed’i) Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir” (İsra, 17:1) Bu ayet açıkça Hz. Muhammed’in bir gecede Mekke’den Kudüs’e gittiğini ortaya koymaktadır.
Olayın Mekke döneminde gerçekleştiği hatırlanacak olursa, dönemin insanları arasında büyük şaşkınlığa yol açmış olduğu görülür. Nitekim müşrikler peygambere inanmamış, onun yalan söylediğini iddia ederek, onu bir sınava tabi tutmaya kalkışmışlar ve hatta ona Mescid-i Aksa’nın, ilk görüşte insanın aklında kalması mümkün olmayan özelliklerini sormuşlardır. Bu imtihan esnasında Cebrail’in Mescid-i Aksa’nın bir siluetini peygamberin karşısına getirerek, sorulan sorulara cevap vermesinde yardımcı olduğunu, daha sonra peygamber, mü’minlere söylemiştir. Bu olay kendisine nakledildiğine hiç tereddüt etmeden kabullenen kişi Hz. Ebu Bekir olmuştur. “O söylüyorsa doğrudur” diyerek, kabul eden Hz. Ebu Bekir, daima Hz. Muhammed’in yanında yer alan ve onun hizmetinden geri durmayan yüce bir şahsiyet olarak Sıdık-ı Ekber sıfatını almaya hak kazanmıştır.
Miraç hadisesine gelince; bu konuda Kur’an’da herhangi bir açıklama olmamasına rağmen, Peygambere izafe edilen çeşitli hadisler mevcuttur. Bu hadislere göre, Hz. Muhammed, Esra olayının gerçekleşmesinin ardından, Cebrail yardımıyla Burak denilen bir binekle göklere yükselmiştir. Bu yolculuk esnasında çeşitli geçmiş peygamberle karşılaşmış, onlarla sohbet etmiştir. Sidretü’l-Münteha denilen yere geldiklerinde Cebrail kendisinin daha fazla ileri gidemeyeceğini söyleyerek Peygamberi yalnız bırakmış, o da yolculuğuna yalnız olarak devam etmiştir. Müfessirlerden bir kısmına göre Necm, 53: 4-18. ayetler miraç olayına işaret etmektedir. Bu ayetler şöyledir: “4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir. 5. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti. 6. Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu: 7. Kendisi en yüksek ufukta iken. 8. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı. 9. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu. 10. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. 11. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız? 13. Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü, 14. Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında . 15. Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır. 16. Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. 17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. 18. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü”.
Buhari ve Müslim’de yer alan rivayetlere göre miraç hadisesi şöyle gerçekleşmiştir: Bir gece Hz. Muhammed, Ka’be’de Hicr ve Hatim denilen yerde iken –bazı rivayetlerde uykuda bulunduğu sırada veya uyku ile uyanıklık arası bir halde- Cebrail geldi; göğsünü açtı, zemzemle yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurup kapattı. Burak adlı bineğe bindirip Mescid-i aksa’ya götürdü. Hz. Peygamber, orada iki rekat namaz kılıp, dışarı çıktığında Cebrail, biri süt, diğeri şarap dolu iki kap getirdi. Resulullah süt dolu kabı seçince Cebrail kendisine “fırsatı seçtin” dedi, ardından onu alıp dünya semasına yükseltti. Semaların her birinde sırasıyla Hz. Adem, İsa, Yusuf, İdris, Harun ve Musa peygamberlerle görüştü; nihayet Beytü’l-Mur’un bulunduğu yedinci semada Hz. İbrahim’le buluştu. Sidretü’l-Münteha denilen yere vardıklarında yazıcı meleklerin kalem cızırtılarını duydu ve Allah’ın huzuruna çıktı. (bkz. S.Sabri Yavuz, “Mirac” mad. DİA, XXX/132). Allah katına ulaştığında, namazlarda oturduğumuz zaman okuduğumuz “et-Tahiyyatu” diye bilinen konuşma Allah ile onun arasında cereyan etmiştir. “Resulullah: Her türlü selam, dua ve güzellik Yüce Allah içindir. Allah: Ey Peygamber selam, rahmet ve bereketim senin üzerine olsun. Resulullah: esenlikler bizim ve Salih kulların üzerine olsun. Melekler: Şahitlik ederiz ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederiz ki Hz. Muhammed, onun kulu ve elçisidir”.
Esra ve Miraç olmak üzere iki aşamadan meydana Miraç hadisesi üzerinde çeşitli tartışmalar mevcuttur. İlk dönem İslam alimleri de bu tartışmalar karşısında şöyle bir tavır geliştirmişlerdir: Kur’an’da açıkça yer alan Esra olayını kabul edip inanmak farzdır, inkar eden küfre düşer; ikinci aşama hakkında Kur’an’da açıkça beyan bulunmadığı için buna inanmak konusunda insanlar serbesttir; inkar edenin küfrüne hükmedilemez.
Konuyla ilgili bir başka tartışma konusu da miraç gecesiyle ilgilidir. Problem şudur: Acaba peygamberin miraca çıktığı gece kutsal olduğu için mi o gece çıktı; yoksa o miraca çıktığı için mi o gece kutsaldır? Bu sorunun cevabını vermek oldukça güç gözükmektedir. Her ikisi de ihtimal dahilindedir. Burada önemli olan; miracın gerçekleştiği gece ve sonrasıdır. İster o gece kutsal olduğu için peygamber miraca çıkmış olsun; ister peygamber miraca çıktığı için o gece kutsal olsun her ikisinin neticesi de o gecenin kutsal olmasıdır. Diğer dinlerden farklı olarak İslam’da mevcut kutsal geceler içerisinde Kur’an’da kendisine işaret olunan üçüncü önemli gece –ki ilk ikisi Kadir Gecesi ve Peygamberin doğduğu Mevlit Gecesidir- olan miracı huşu içerisinde, ibadet ve taatla geçirmek; yüce yaratıcı karşısında kulluğumuzun bilincine varmaya çalışmak ve belki de yeni bir başlangıç yapabilmek adına, bu gecenin gerektirdiği ruh halini yakalamak gerektiği kanaatindeyim. Bütün dostlarımın miraç kandilini tebrik eder. Bu gecenin hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.